Önyargıya ve Rolex'e ilişkin bir yazı




Rolex saat dünyasının en çok tartışılan saatlerinden biri. Seveni, hatta fanatiği çoktur. (Fanatiği az olsa bir Paul Newman Daytona neden 100.000 Euro’dan başlayan fiyatlarla satılsın ki?) Sevmeyeni hatta nefret edeni de en az bir o kadar vardır. (En yaygın tez, saatten anlamayan bilimum mafya babalarının altın Rolex kullanmasıdır – ben ise hiç mafya babası görmediğimden, görsem bile onun mafya babası olduğunu bilmediğimden yorum yapamıyorum.)

Sevenleri ve sevmeyenleri dışında da kalitesi, tasarımları, ilkleri (aklıma ilk su geçirmez saati ürettikleri geldi, başkaca ilkleri de var ama şu anda hatırlayamıyorum) ve hakkında dönen şehir efsaneleri (Çelik Daytona için bekleme sırası) ile hep tartışılır. Hatta geçenlerde gitiğim Omega Butik’te “Rolex sizce nasıl bir marka?” sorusunu yönelttiğim satış temsilcisi belki bilgisizliğinden, belki de ticari kaygılarla “Rolex artık bitti.” şeklinde bir cevap verdi. Rolex hakkında tartışma bitmez. Benim de saatlere ilgim arttıkça Rolex hakkında farklılaşan düşüncelerim oldu. Bu düşüncelere kısaca göz atmak istedim.
- Saat merakımın sıfır (merak yanında, bilgi de sıfır) olduğu dönem: Rolex nedir abi? Gereksiz pahalı, zaten tüm hanzolar Rolex kullanıyor. (Dikkat: Rolex takan herkes hanzodur anlamı çıkmasın lütfen.) Bir saatte 10.000 TL ya da üzeri paraları vermek de delilik.
- Saat merakım başladı, ama Rolex ile henüz tanışmadım: Kalitesine saygı duymamak mümkün değil. Ancak işin diğer yönleri de var. Submariner, Sea-Dweller, Yacht-Master ve GMT-Master, alayı aynı bu saatlerin. Zaten 50 yıllık tasarımları kullanıyorlar. Day-Date ve Datejust da birbirlerinin neredeyse kopyası ama insanlar bunlar için deli oluyor. En özgün Rolex modeli Daytona, o da asla takmayacağım bir saat. Çok çirkin.
- Nihayet, Rolex ile tanışma: (Olay asıl burada başlıyor.) Rolex ile tanışmadan önce sevdiğim tek Rolex Submariner LV idi. (Submariner’ın 50. Yılı anısına üretilen yeşil bezelli model.) Yeşili çok severim, yeşil aynı zamanda Rolex’in rengidir ve Submariner’da da çok güzel bir yeşil kullanmışlar. Aynı zamanda, dalgıç saatleri de her zaman ilgimi çekmiştir. Omega Seamaster Professional ve Planet Ocean, IWC Aquatimer, JLC Master Compressor serileri daima kendime yakın bulduğum saatlerdir. Bu yüzden Submariner’a ısınmıştım, bir de yeşilin tonu beni çok etkilemişti. Bır fırsat olsa da şu saati incelesem diye fırsat kolluyordum açıkçası.
Akmerkez’de bir arkadaşımla (Efe) birlikte gezerken Rolex vitrini dikkatimizi çekti. Arkadaşım da Submariner LV dışındaki Rolex ürün gamından hiç de hazzetmiyordu. 2000’lere kadar Daytona’da Zenith El Primero kalibre kullanıldığını bilen ikimizin ortak fikri, “Rolex ile işimiz olmaz, o paralara kesinlikle Zenith alırız. Eğer o kadar çok para vermeyeceksek -ki vermemek daha mantıklı- en kralından bir Omega alırız. Omega ve Rolex arasında denk modellerde iki kat fiyat farkı var, bu fiyat farkına karşılık gelecek kalite farkı olamaz.” şeklindeydi. Neyse, mağazaya girdik. İşte o andan itibaren, saat dünyasına ilişkin pek çok fikrimiz yerle bir oldu.
Mağazadan içeri girdik. Çok nazik bir karşılama yapmadı Rhodium – Akmerkez çalışanları. Saygılı ve soğuk çalışanları var. (İleride saygılı kısmını da açmam gerekecek.) Submariner LV, Milgauss, GMT Master 2 ve Datejust 2 modellerini inceleme fırsatımız oldu.
Neyse, satış temsilcisi saatleri vitrinden çıkardı. Efe doğrudan Submariner LV’e yöneldi. Yüz ifadesinin saniye saniye değiştiğini takip etmek hiç de zor değildi. “Saati beğendiniz mi?” sorusunu yönelten satış temsilcisine “Fena değilmiş.” gibisinden cevaplar verse de, Efe’nin saate hayran kaldığını anlamam benim için çok da zor olmadı.



Ben de o sırada GMT Master 2 ve Milgauss ile ilgileniyordum. Milgauss genel Rolex çizgisinden çok farklı bir saat.( GMT Master 2 ve Submariner ise kasa, kordon ve kadran yapısı itibarıyla çok benzer saatler. Özellikle Basel ile yeni Sub gelince neredeyse aynı saatler oldular. Seramik bezel, büyük indeksli kadran, geniş boynuzlar, içi dolu baklalar, yeni tip klips vs. ) Ben de GMT Master 2 ve Milgauss’un genel kalitesine hayran olmakla meşguldüm. 904L çeliğin farkı kesinlikle hissediliyor. Bunun dışında, Rolex’lerin koldaki konforu cidden çok iyi. Kordon doğru ayarlanırsa (en azından kendi bileğimde) çok ama çok rahat duruyor.
Neyse, Efe Sub’ı yeterince inceledi. İnceleme sırası bana geldi. İzlenimlerim ise şöyle oldu:
-Saatin tasarımı çok tartışılıyor. 57 yıldır neredeyse aynı tasarımın kullanıldığı doğru. Kimisi çok seviyor. Kimisi de nefret ediyor. Benim fikrim ise, saatin tasarım olarak “iyi” olduğu yönünde. Beni benden alan bir tasarım değil, ama kötü, hiç değil.
-Maxi dial ve fat hands denilen değişiklik çok güzel olmuş.( 11660’deki küçük indeksler ve akrep-yelkovan ile 11660 LV’deki büyük indeksleri ve akrep-yelkovanı kıyaslarsanız farkı görürsünüz.)
-Yeşil bezelin harika olduğunu söyleyebilirim. Rolex Submariner’ın yavan denilebilecek bir tasarımının olduğu doğru, ama yeşil bezel saate bambaşka bir hava katmış.
-Saatin koldaki konforu inanılmaz: Bunun çok iddialı bir cümle olduğunun farkındayım, ama gerçekten de öyle.
Öncelikle, çelik ve 300 metre su geçirmezliğe sahip bir saat düşünüldüğünde oldukça hafif. Acaba titanyum mu diye düşünmekten alamadım kendimi. Hafifliğin gerekçesi ise satış temsilcisinin cevabı ile ortaya çıkıyor: kordondaki orta baklaların içleri boş. Bu da saati ciddi bir diyete sokmuş (Ben ise ağır saatleri severim.) ama daha da önemlisi, saatin inanılmaz konforlu olmasını sağlamış. Saati bileğinizde hissetmiyorsunuz. (Yeni Rolex’ler böylesine konforlu değil.)
-Kullanışlılık: Kadran, akrep, yelkovan, saniye ve büyüteçli tarih göstergeleri oldukça okunaklı. Luminova oldukça kuvvetli.
-Saatin helyum vanası yok: Bu tip saatlerin dalışta kullanılmadığı düşünülürse çok da önemli değil ama rakipleri helyum vanası sunuyor. Peki bu bir eksiklik mi? Bence olmasa da, başkası için eksiklik olarak değerlendirilebilir.
-Klips sistemi yeni Sub, GMT Master 2 ve Sea Dweller Deep Sea’de olduğu kadar “tok” değil: Bu durum yeni Sub ile ortadan kalktı.
Rolex hakkındaki objektif izlenimlerim: Benim gibi önyargılarınız varsa mutlaka incelemenizi öneririm. Gerçekten çok kaliteli saatler üretiyorlar. Bilekte duruşları da çok konforlu. Ayrıca, vitrinde beğenmediğiniz bir saat bileğinizde çok güzel durabilir, gerçi tam tersi de mümkün. (Bu durum sadece Rolex için değil, tüm markalar için geçerli.)
Kullanılan 904L çelik 316L çelikten 3 kat daha pahalı.
Tourbillon ya da minute repeater gibi çılgın işlere imza atmıyorlar. Bunun yerine günlük kullanım için uygun modeller üretiyorlar. (Tourbillon olmaması bence eksiklik, ama bu konu da çok tartışılır.)
Özellikle çelik Rolex’ler ikinci elde az değer kaybediyor.
Seveni de sevmeyeni de makinelerinin çok hassas olduğunu söylüyor.
Yaklaşık 60 yıllık tasarımlar kullanıyorlar. (Kült mü, demode mi?)
Özellikle çelik Daytona ve yeni çıkan çelik modelleri satın almak için elli takla atmak lazım.
Rolex hakkındaki subjektif izlenim ve düşüncelerim: Submariner, Milgauss, GMT Master 2 ve Sea Dweller beğendiğim Rolex modelleri.
Son zamanlarda çıkan modelleri dışında çoğu modelinin çapı çok ufak, 40 mm ve üzeri saatlerde rekabet edemiyorlardı. Son zamanlarda Milgauss, Day-Date 2 ve Datejust 2 ile bu sorunu çözdüler.
Çelik modellerdeki satış politikaları sinir bozucu.
Kullanıcı kitlesinden çok şikayet ediliyor: Bu konu üzerinde biraz durmak gerektiğini düşünüyorum.
Rolex en çok üretim yapan, en çok bilinen, replikası yapılan lüks saat markası. Bunlar bir araya gelmesi de saatten anlamasa bile cebinde parası olan pek çok kişinin bir Rolex sahibi olması anlamına geliyor. Bu kötü bir şey mi? Bazılarını çok rahatsız eden bir durum bu. Rolex’e antipati besleyenlerin çoğu bu gerekçeden ötürü, yani kullanıcı kitlesinin kötü olmasından dolayı Rolex almayı reddediyorlar.
Bu makul bir gerekçe mi? Açık konuşmam gerekirse, bilmiyorum. Bir uyuşturucu kaçaksının kolunda Rolex var diye Rolex almayan biri, başka bir uyuşturucu kaçakçısının kolunda PP, VC, Breguet, Parmigiani, JLC, Blancpain, AP, GP hatta F.P. Journe, Harry Winston ya da Philippe Dufour görürse, bu saat markalarından saat edinmeyi de reddeder mi? Reddetmeli mi? Genel kullancı kitlesi marka seçiminde ne kadar etken olmalı? Bir saat severin cidden beğendiği bir markayı kullanıcı kitlesi kötü diye almaması, makul bir gerekçe midir?
Bu sorulara ben sadece ve sadece kendi adıma cevap verebilirim. Sadece ben değil, herkes kendi adına cevap verebilir. Tartışılması, ama kişiler bakımından varılan sonuçlarda da insanların birbirlerine saygı duyması gerekir. Şahsen ben Rolex almayı “Uyuşturucu kaçakçıları da Rolex kullanıyor.” gibi bir gerekçe ile reddederek bir JLC almaktansa, “Rolex yılda 700.000’den fazla saat üretirken JLC yılda 65.000 saat üretiyor. Lüks tüketim ürünü alırken de nadidelik çok önemlidir, ben saatimi çok az kişide görmek isterim, bu yüzden JLC alırım.” şeklinde bir gerekçe ile Rolex almayı reddetmeyi daha “makul” bulurum.
Bu yazıdan bazı sonuçlar çıkarmak mümkün.
1. Önyargı kötü bir şeydir.
2. Rolex, sevenleri ve sevmeyenleri ile çok tartışılacak bir marka.
Rolex eminim ki daha pek çok platformda tartışılmaya devam edecek. Ben de elimden geldiğince Rolex hakkındaki izlenimlerimi ve düşüncelerimi aktarmaya çalıştım. Bunları yaparken de elimden geldiğince tarafsız olmaya çalıştım. Aslında yazıyı yazarken daha tartışılması gereken konular olduğunu fark ettim, ama hepsini tek yazıya sıkıştırmanın pek de iyi olmayacağını düşündüğümden diğer konuları başka yazılarımda ele alacağım.
Not: Blog sahibine büyük bir özür borcum var. Bu yazıyı benden çok zaman önce istemişti ancak şimdi yazabildim. Gecikme için özür dilerim. Ancak yazmak istediğim birkaç Rolex konusu daha var, onlar ise bu kadar gecikmeyecek.
Polemik


--------------------------------------------------------------------------------

Editörün Notu:

Ayrıca bkz. Watchuseek Rolex Forumu

4 yorum:

  1. Polemik, çok teşekkür ederim, blogu açınca çok şaşırdım, artık yazıdan umudu kesmiştim çünkü :)

    Neyse yazını okumaya başladım hemen ve hem blgilendirici hem de düşündürücü bir yazı olduğunu gördüm. Daha çok yazı yazmanı isterim dostum, burada kalmasın.

    ***

    Sanıyorum saatleri sevip sonra Rolex hakkında iyi/kötü bir görüş belirtmeyecek kimse yoktur. Gördüğüm en güzel ve en çirkin saat modellerinin markası olan Rolex hakkında ben de ayrıca fikirlerimi anlatmak istiyorum:

    Daytona gibi muazzam bir mekanizmaya sahip bir saat modelinin nasıl olup da böylesine estetik yoksunu olduğunu düşünüyordum senin gibi, ama sonra bunun benim estetik anlayışımın bir sonucu olduğuna karar verdim. Bana göre biçimsiz olan bir saat bir başkasının gözünde Mecnun'nun Leyla'ya duyduğu aşk benzeri duygular uyandırabiliyor. Zevkler, renkler diyerek geçelim bu bahsi.

    İleride piyango çıkmayacağına göre benim bir Rolex sahibi olmam mümkün değil, fakat hangisini tercih edersin dersen, benim gözümde en güzel Rolex, Milgauss modelidir. Ancak yine de beni bir Eterna kadar heyecanlandırmıyor, 1950'lerden, 1960'lardan, 1970'lerden gelmiş bir Zenith, bir Tissot, bir Seiko kadar kalbime yakın değil.

    ***

    Eski National Geographic'lerdeki (1970'ler, 80'ler) Rolex reklamlarını hatırlıyorum, başarılı sanatçıların görüntülendiği bu reklamlar çok hoşuma giderdi. Rolex'in sanata ve spora yatırım yapması öncü nitelikte (bu yüzden başarı ile özdeş tutulmuyor mu?) olduğu için bu yönünü takdir ediyorum. Rolex'in saatçilik tarihinin yönünü değiştirdiği, bir başarı modeli, bir fenomen olduğu, bir pazarlama stratejisinin şahikası olduğu da tartışılamaz. Kült modelleri ile takdir edilmeli ve mekanizmaları geliştirmeye harcadıkları emeğin yoğunluğu ile de övülmesi gereken bir marka olduğunu düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  2. Rolex iyi bir saat.
    Her yonu ile iyi bir saat. Hakkinda soylenen tum olumlu sozleri hak eden bir saat.
    Ama....
    Imaj'i insani dusunduren bir saat.
    Her sonradan gormenin, yazdigin uyusturucu kacakcilarinin disinda kadin tacirlerinin ve her turlu asagilik isleri yapan kisilerin ragbet ettigi bir saat.
    Kocaman bir altin kolye'nin vazgecilmez ek aksesuari.
    Yine her an paraya cevrilebilirligi nedeni ile bunu yasamlarinin bir parcasi haline getirmis insanlarin tercihi bir saat.
    Cok ciddi bir koleksiyoner ve cok ciddi bir saatsever olarak boylesine bir imaj'a sahip bir nesneyi asla kolunda gormek istemeyenlerden biriyim, bu saati kolumda tasimak bana kendimi o tur insanlarin sinifina yaklasma gibi bir duygu veriyor.
    Yine Rolex fanatiklerinin elestirilerde takindiklari o cok agresif yaklasim da bu saatten daha da uzaklasmama neden oluyor.
    Her sey bir kultur meselesi, bu bahsettigim asagilik dunyanin insanlarinin neden ince ve klas bir vacheron ya da patek kullanmadiklarinin gostergesidir bence kultur.

    YanıtlaSil
  3. Bir saati sevmemeyi/beğenmemeyi anlarım ama bir saat onu taşıyanlar üzerinden aşağılanmamalı diye düşünüyorum.

    Bir saati sevmek bir milleti sevmeye benziyor, "ben İngilizleri sevmem çünkü imajları kötü" demek ne kadar saçma ise aynı şeyi bir saat için de söylemek aynı derecede şaşkınlık verici bir kanaat (çünkü arkasında bir suçlama geliyor).

    Saat burada masumdur.

    Neticede para kazanmak isteyen bir şirket var, müşteri mi seçsin istiyoruz?

    Aynı şeyi fotoğraf makineleri, ayakkabılar ve arabalar için de söyleyebilir miyiz?

    Kolunda Patek Philippe veya Vacheron taşıyan her kişiye kefil olabilir miyiz?

    Ben de Seiko ve Tissot seviyorum mesela, ama her türlü insan Seiko veya Tissot seviyor ne yapayım yani? Fikrini, tarzını beğenmediğim insanların Seiko veya Tissot takmasını engeleyemem ki.

    Saat üzerinden beğenmediğimiz insan tiplerini eleştirmek doğru değildir.

    YanıtlaSil
  4. merhaba görüyorum ki Rolex hakkında bir çok şeyler anlatılmış yerilmiş ya da övülmüş, bende naçizhane bir kolleksiyoner olarak bir kaç kelime etmek istiyorum. Rolex acaba saat tarihine ilk olarak ne kazandırdı, binlerce metre suya dayanıklı kaba saba devasa saatlerden başka... acaba bu özellik ne işe yarar ve bu binlerce metre altına hangi canlı dalabilir o da tartışılır? Aslında geçmişte kalan quartz krizine yenik düşüp kaybolan bir kaç mütevazi marka dışında tüm isviçre saatleri tartışılır. İlk mekanik diyebileceğimiz saati almanlar buldu, isviçre serileştirdi pahalı pahalı sattı, japonlar çoğu ilkleri başardı kırılmaz direk, çelik kasa, kaliteli seri üretim ve peşinden fakir kesimede saat taktırma ayrıcalığı, sovyet rusyada da kaliteli ve ucuz saatler üretildi fakat dışarıya kapalı olduğundan bu saatleri serkisof gibi markaların dışında berlin duvarı yıkılmadan pek tanıyamadık, her neyse gelelim konumuza binlerce euro verip rolex neden kola takılır saat zevki mi? Saat zevkse eğer insana bunu yaşatacak nice zarif modeller var. Yeni nesil seiko5'ler kolda çok daha hoş duruyor. İçindeki mekanizma mı? Kulaklarınızı dolduracak ne seri ne hassas mekanizmalar mevcut citizen miyota 8n33 kurmalı skeleton calibre mesela, bu mekanizmanın insana rolexin kalın çeliğinin altına gömülü sesi bile duyulmayan mekanizmalarından daha çok zevk vereceğine eminim.Gerçi bu bahsettiğim 8n33 çok yeni bir mekanizma olsada, kurmalı saate talep olmaması açısından biz bu mekanizmayıda saatseverler olarak Türkiyede pek tanıyamadık, her neyse ben zenginlik, ihtişam göstergesinden başka rolex hiç bir şekilde kola takılmaz diyorum. Tüm saatseverlere saygılarımla.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...